Gündem
Yetim Yusuf..
25.10.2017 18:59
Komdan yeni gelmişti ellerini çevirmedeki pungardan akan buz gibi suyla yıkadı. Sabun koyduğu duvarın üstü buzla kaplıydı. Evin kapısından girince üzerindeki pantolon ve ceketi çıkardı. Çoraplarını ve kazağını değiştirdi.Altındaki pötörle evin salonuna geçti. Salonun içinde yüksekçe bir tandır başıvardı, büyük ahşap bir ambar ve mutfak eşyalarının konulduğu terekler vardı. Tandır başında bir ocak ve ocağın kenarında süt kaynattıkları büyük paslı bakır bir kazanda bulunuyordu. Salonda önce tandır başının yüksek yerinde oturdu. Hanımı yandaki gaz ocağında çay demlemişti. Yere sofra altını serdi üzerine tahtadan peşgunu koydu. Evin iki çocuğuda okula gitmişti, anneleri onlara birer kerti peynirden gumuç yapıp ellerine vermişti. Okula yiyerek gidecektiler.
-Herif geç otur. Dedi hanımı,
-Kaygana oldu mu peki,
Hanımı
-Şimdi getiriyorum dedi
Ocağın üstünde tavaya doğru gitti. Yusuf yer sofrasına oturdu, sofra altını dizlerinin üzerine aldı. Arkasında yastık vardı ancak eli tandır başının tümseğindeydi. Tandır başına şöyle bir baktı ve düşündü, burada kış akşamları çok oturmuştu. Ocağın üzerinde sürekli kaynayan üzeri iyice hislenmiş bir kuşkana olurdu. Kışın evin dışında olduğunda buharıdan sürekli bir duman çıkardı. Bu duman ona ana baba güveni verir idi. Bilirdi ki şu an evim sıcak ve içinde ailem var. Kendi kendine “Allah herkesin ocağının tütmesini sağlasın” dedi. Şimdi ne anası nede babası vardı evin tek çocuğuydu artık bu ocağı o tüttürüyordu.
Sonra eşi Gül’de sofraya oturdu. Çaydanlıkları yanına almıştı. Demlikten çay doldurdu. Yusuf hemen alttaki büyük çinko demliği alarak sıcak sudanda koydu.
Yusuf tek çocuktu kardeşi hiç yoktu. Başka kardeşi olmamıştı. Askere gitmeden anne ve babasını kaybetmişti. Zor günlerin ardından askere gitmişti.
Yöre halkı hemen ona bir yakıştırma yapmıştı. “Yetim” Yusuf demiştiler. Anne ve babası olmak tek başına bu lakabı almak için yetmemişti kardeşinin olmamasıda katkı sağlamıştı. Böylece yetimlik ona yapışmıştı. Sanki birden bire artık boynu eğik gezmeye başlamıştı. Gülmesi ve neşesi azalmıştı. Arada eskiden çektirdiği fotoğrafları görünce boynunu eğdiğini görebiliyordu.
Şimdi o zamanlardan beri yıllar geçmesine rağmen ne bu ünvanı nede o halleri üzerinden atamamıştı.
Şimdi eşi ve çocuklarıyla mutluydu.
Askerden geldikten sonra boş bir ev eskimiş ve tozlanmış eşyalarla başbaşa kalmıştı. Giderken amcasına bıraktığı ineğinde öldüğünü öğrenince komunda boş kaldığını anlamıştı. Tam otuz ay jandarma olarak vatana hizmet etmiş dönmüştü, ve yapayalnızdı. İşte o zaman çaresizliğin ve kimsesizliğin ne demek olduğunu daha çok anlamıştı. Askerden geldiği mevsim güz olduğunda evindeki ambarda boştu. O gün tarlasına gidip biraz söğüt budayıp getirmişti. Gerçi yaş söğüt yanmıyordu. Bol bol evin içi duman oldu. Yinede evin ahşap buharisinden duman oldukça fazla çıkmıştı. Birden;
-herif çayın doldurayım mı? Demesiyle kendine geldi.
-doldur, açık olsun biraz dedi.
Gül başındaki yazmayı geri attı. Yusuf karısını çok seviyordu. Ona şöyle baktı kendi kendine “oda benim gibi” diye düşündü. Askerden gelince çok fakirdi kimse kendisiyle evlenmedi. Bir arkadaşı kendi eşinin köyünde fakir bir kızın ailesinden bahsetti ve onların kızları olduğunu söyledi. Nasıl birileri diye sorunca arkadaşı “iyi insanlar ancak fakirler. Babalları köyün nahırına gidiyor. Abdestli namazlı kendi hallerinde insanlar” dedi. Sonra arkadaşı köye gidip kızın ailesine bahsetti uygun görülüncede, yusuf amcası ve bir yakını gönderip istetti verincede bir yüzük taktılar. İki ay sonrada düğün yapmadan alıp getirip nikah yaptılar. Gül’de gelirken bir kaç oya ve dantel dışında çeyiz getirmedi. Nasılsa Yusuf’un evinde bir kaç yorgan ve şilte vardı onlarla idare ettiler. Gül ile evlendikten sonra şansı yaver gitti. O sirada bulundukları yere okul yapıldığını ve inşaat için bir bekçi arandığını duydu. Tabi çok taliplisi vardı kendisinin kimsesi yoktu. Sırayla bir çadıra girdiler. Yusuf da sırası geldiğinde girdi. Orda yabancı biri vardı. Bir kaç sorudan sonra askerliği nerde yaptın diye sordu. Yusuf’ta jandarma olarak Malatya Akçadağ’da yaptığını söyleyince ordaki adam “sevdim mi peki” diye sordu. Yusuf çok sevdiğini ve insanlarının çok iyi olduğundan bahsedince, adam “ben oralıyım, tamam seni işe aldım” dedi. Yusuf çok sevinmişti nihayet maaş aldığı bir işi olacaktı. Sonra adam ona anahtarı uzattı ve birazda para verdi. Çok sevinmişti buna. Artık geceleri burada bekçilik yapacaktı. O zaman aldığı parayla eve şimdi çay içtiği çaydanlığı aldı biraz da çay şeker ve meyve çok mutlu olmuştular. Ordan kazandığı paralarla hayvan edindi ve çoğaltı. Elhamdulillah paraları bereketliğdi. Şimdi çok güzel hayvancılık yapıyordu. Yaz kış durmadan çalıştı. İnşaat bekçisiyken öğrendiği sıva işinde iyice ustalaşmıştı. Artık hayvancılığın yanında sıva ustalığı da yapıyordu. Gül’e dönerek
-seni seviyorum, mutlumusun dedi
-nerden çıktı herif bu şimdi, elbette mutluyum. Allah sene sağlık versin dedi
-bilmem beraber çok zorluk çektik şimdi iyiyiz, aklıma geldi öylesinle sordum.
Sonra kahvaltısını yaparak. İş elbiselerini giyip dışarı çıktı.
  • 11:48

    Narman'da Afrin Mitingi Düzenlendi

  • 09:40

    Narman'da 20 Bayan Girişimciye Süt Makinası Hediye Edildi.

  • 22:17

    Narman Peri Bacaları

  • 22:14

    Soğuk Süt Üretimi ve Toplama Organizasyonu

  • 22:07

    Ahırların Şehir Dışına Çıkarılması

  • 20:32

    Narman Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanını Seçti

  • 01:51

    Bayan çiftçilere hijyenik süt eğitimi verildi.

  • 12:21

    NarmanSpor Bayan Buz Hokeyi Takımımız Şampiyonluğa Oynuyor

  • 19:08

    Narman'da Hayvan Hastalıklarıyla İlgili Mücadele Başlatıldı

  • 17:03

    Narman'da İlkokul Kademesindeki Öğrencilere Sıra Minderi Dikildi