Gündem
Gümüş Yüzüğün Sahibi-1
07.10.2017 20:59
Sabah gün doğuşu ile beraber, tüm tabiat canlanıyordu. Işıklar gecenin korkulu gölgelerini yavaş yavaş esir alıyordu. Yeryüzünde artık iyilik uyanıyor ve hayat akşam bırakıldığı noktadan devam ediyordu. Toprak yapının eğilmiş tahta kapısı cızırdayarak yavaşça açıldı. İçerde genç bir kadın elinde bir gügüm ile dışarı çıktı. Köyün ortasında bulunan çeşmeye doğru yürüdü. Ardından iki yaşında bir çocuk koşarak peşine gitti. Çocuğun başı sıfır numara kazınmıştı. Koşup annesinin elini tuttu. Burası orta Anadolunun kuzey kısmında bir köy yeriydi. Evin beyi Selim daha ondokuz yaşındaydı. Evli ve Osman isminde bir erkek çocuğu vardı. Karısı Naciye onsekiz yaşında idi. Genç yaşta evlenmiştiler. Gelenekler böyleydi. Eylül ayının başıydı ve birinci Dünya savaşı başlamıştı. Selim askere alınmıştı ve bir kaç gün sonra 3. Orduya katılmak için Erzurum'a hareket edecekti. O da sabah kalkıp evin dışına çıkmıştı. Naciye Selim'i uyandırmak istememiş ancak zaten o, evden ayrılacağı için yataktan hemen kalkmak istemişti. Naciye gügüme suyu doldurmuş, elinde Osman kapıya gelmişti.
- Niye kalktın bey, yataydın. Dedi Naciye,
Selim
-Uyku tutmadı, daha fazla yanınızda olayım istedim.
O sırada Osman'da babasının elini tutmuştu. Küçücük narin eli, nasırlı ve kocaman elin içinde kaybolmuştu. Bir babanın en güzel anıydı eşi ve oğlu yanındaydı. Ne yazıkki ayrılacaktı.
İmparatorluk savaşa girmemişti henüz ancak sınır güvenliği için üçüncü ordu üç kolordusuyla birlikte Erzurumdaydı. Köyünden Sungurlu ilçesine gidecek orada teslim olacaktı. Bu gün son günüydü ailesiyle, ana ve babasıyla vedalaşacaktı, sonra yayan yola çıkacaktı.
Ertesi gün yola birlikte giden köylüsü Ahmet'le buluştu, ağlayan ailesini geride bırakarak Sungurlu'ya hareket ettiler.
Öğlenden sonra askerlik şubesine vararak evraklarını aldılar. Orada başka yerlerden gelenlerle birlikte yola koyuldular. Şubede kendilerine biraz yolluk vermiştiler birazda kendisi evden harçlık almıştı. Konaklayacak hanlarda lazım olacaktı.Onbeşgün gibi bir yolculuk olacaktı belki de daha fazla.
Yolda ki konuşmalar da biz sadece tedbir için gidiyoruz savaşta değiliz görüşü hakimdi. Savaş olmadığı için rahattılar. Bilemediler yakında savaşa gireceğimizi ve kendi geleceklerinin ne olacağını onlara göre her şey yolunda gidecekti. Onbeş gün tahmin ettikleri yolculuk onsekiz gün sürmüstü. Güz mevsimini orta Anadolu'dan doğuya kadar yaşayarak Erzurum'a vardılar. Geniş bir ovaydı güneş vardı ama ısıtmıyordu. Ovada yürümek bile bir günlerini almıştı. Askere katıldılar, kendileri gibi Anadolunun yağız delikanlıları oradaydılar.
Günleri eğitimle geçiyor silah tutmayı öğreniyordular. Sanki yıllardır sapan yerine silah tutuyormuş gibi çabuk öğrenmişti. Kasım ayı başlarında karargahlarında bir hareketlenme olmuştu. Haber kötüydü Osmanlı da savaşa girmişti. Selim bu habere üzülmüştü ve parmağındaki gümüş yüzüğü çıkarıp avucunun içinde sıktı sıktı, gözünden bir damla yaş dökülürken tekrar parmağına taktı. Eşinden ve ailesinden tek yadigar bu yüzüktü.
Kara haber tez yayıldı onbirinci kolordu sarıkamışa doğru hareket etmişti kendisi dokuzuncu kolordudaydı daha kendilerine hareket emri gelmemişti. Bir kaç gün sonra onbirinci kolordudan iyi haberler gelmişti Rus ordusunu durdurmuşlardı. Sonra bir haber yayıldı Enver paşa geliyormuş İstanbul'dan haber doğru çıktı gelmişti.
Havalar iyice soğumuştu aralık sonu gibi her taraf kar içindeydi. Kendilerinede hareket için hazır olun denmişti. Ertesi sabah erkenden sıraya dizilmişler ve bekliyordular. Ayağında yünden örülmüş çorapları vardı ve kendisini koruyordu. Yayan yürüyerek gidiyordular.Erzurum'un ovasından akşama kadar yürüyüp sonra bir yerden sonra dağa çıkmaya başladılar. Katırlar ve öküz arabaları mutfak malzemelerini taşıyordu. Ayrıca topları çeken öküzler vardı. Bir kısım komutan atların üzerindeydi bir kısımda askerle beraber yürüyordu. Yol yoktu sadece önde giden birliklerin açtığı iz üzerinden yürüyordular. Yerler kar ve buzdu üzerlerinde yeterli sıcaklığı sağlayacak palto gibi şeyler yoktu. Selim şanslıydı anasının ördüğü yün çoraplar ayağını koruyordu. Akşam olmuştu ilerde bir köy vardı birlikleri orda durdu. Köyün yarısı boştu, Selim ve arkadaşları bir ahıra girdiler. Ahırda iki tane zayıf inek vardı. Yanlarına sahibi yaşlıca bir adam geldi. Askere selam verdi onlar için üzüntüsünü belirtti. Rahat etmelerini istiyordu ama ineklerine evine birşey olur diye tedirgindi. Burası bir Türk köyüydü. Ahırda bir de peke vardı, tahtaları direklere çakarak yapmıştılar. Çok kalabalıktı ,bir şekilde birbirlerinin üzerine düşerek uyudular. Akşam için sadece kurumuş ekmek ve birazda helva yemiştiler.
Sabah erkenden kalkıp yürüme düzeni aldılar. Hava iyice soğuk ve kar yağışlıydı. Akşama kadar çok yorucu bir yolculuk yaptılar. Uzaktan büyükçe bir yerleşim yeri gördüler hemen onun karşısından yürüyordular. Bu yer ilerde hayatında önemli yeri olacak İd'di (Narman). Akşam namazı sırasında daha büyük bir köye gelmiştiler. Buranın adı Şekerli'ydi.Gece burda konaklandı. Ertesi gün namazla yola çıkıldı artık iyice yorulmuştu. Askerlerden hastalanan oluyordu, henüz düşmanla karşılaşılmamıştı. Rusların öncü birlikleri buraya gelmiş ancak onlar püskürtülmüştü.Rus sınırı yakındı belki orada bir çatışmaya girebilirdiler. Oltu ilçesine kadar bir çatışma olmamıştı. Tam ilçenin girişinde kar hızlanmış ve sis bastırmıştı. Birden kurşun sesleri gelmeye başlayınca Selim ve arkadaşları çatışma pozisyonu alıp komutanın ateş emri üzerine kurşunların geldiği bölgeye ateşe başladılar. Yanlarında vurulanlar oldu bunların bir kısmı hemen şehit olmuş bir kısmıda yaralanmıştı. Bir kaç saat geçmişti ki ateşkes emri geldi. Sıhhiyeler hemen yaralananların yanına koşmuştu. Arkadaşları şehit olanlar ağlıyordu, diğerleri ise yaralılara yardım ediyordu. Ağlama sesleri etrafta yankılanıyordu. Gelen sıhhiyenin biri kızarak
- Ya onuncu kolurduyla vuruşmuşuz. Kendi kendimizi telef ettik. Yazık oldu dedi.
Meğer tam bu noktada başka bir yönden gelen onuncu kolorduyla sis ve kardan dolayı çarpışılmıştı. Bir çok şehit ve yaralı vardı. Tabi kardeş kurşunu ve yanlışlık daha kötüydü.
Tekrar harekete geçildi Oltu'ya girilirken iki kolordunun askerleri birbirlerine sarıldılar. Oltu öncü birliklerle temizlenmişti. Ufak bir çatışma olmuş ve Ruslar geri çekilmişti. Bir de cephede bu yörede yaşayan Ermeniler Ruslara katılmış ve onlardan oluşturulan birliklerde zaman zaman Türk birliklerine saldırı girişimlerinde bulunuyordu. Yörenin Türk halkı sevinçle karşılamıştı birlikleri. Ermeni çeteciler Türk halkına çok çektirmişti. Bu ilçe otuzdört yıldır Rusyanın hakimiyetindeydi. Bazı Ermeni ve Rus olanlar ise kapılarını kapatmış camlardan bakıyordular. Günlerdir doğru düzgün bir şey yememiş askerlerin yağma yapmaması için komutanlar tertip almıştı. Bir kaç olumsuz davranış olmuş ancak alınan tedbirlerle büyümemişti. Burada mola verilmemiş Sarıkamış'a doğru yola çıkılmıştı.
Akşam geç saatlerde Bardız denen bir köye varılmıştı. Buradada evler ve ahırlar bomboştu köy terk edilmişti. Burada kalınıp kalınmayacağı bilinmiyordu. Selim iyice yorulmuştu, uyumak istiyordu. Hava buz gibiydi bıyıklar ve sakallar donmuştu. Üzerlerinden buhar çıkıyordu ama buhar bile buz olacaktı neredeyse. Orda kalınması söylenince sevindi kendisine bir kuytu köşe buldu uyuyamıyordu soğuktan,birbirine yaslanarak ısınıyordular.
Sabah uykudan erkenden uyandırıldılar. Yürüyüş başlamıştı. Bu bölgede kar iyice çoğalmış ve soğuk dahada artmıştı. Yokuş yukarı epey yürüdükten sonra tepelere ulaşmıştılar. Karşıda bir yerleşim yeri görünüyordu. Tüm birlikler durmuştu. Enver paşa tüm birliklerin önünde atıyla gecerek denetledi. Kendi komutanları geldi ve bir konuşma yaptı. Karşı yerleşim yeri yanı Sarıkamış Ruslardan alınacaktı. Bu Türk tarihi için önemliydi ve komutanları onlara güveniyordu. Sonra yürüyüş başladı yaklaşınca karların üzerinden hücum emri verilirken saldırı başladı. Karşıdan ateşte başlamıştı. Selim ön birlikteydi. Allah Allah sesleriyle hücum ediyordular. Bir de Selim sağ omuzunda ve ayağında bir sıcaklık hissetti. İlk önce anlamadı bir iki adım atınca yere yığıldı. Kendisi gibi bir kaç askerde hemen yanında düşmüştü. Elini bacağına götürdü ve eline baktığında kan olmuştu. Yaralanmıştı bir an korktu "sanırım buraya kadar " diye düşündü. Kanlı elindeki gümüş yüzüğe baktı. Onu üzerine sildi. Sonra yanına sıhhıye askerleri geldi. Biri diğerine bu yaralı diye bağırdı. Selim'i bir el sedyesine koyup çekerek cephe gerisine getirdiler. Selim korkuyordu ve üşüyordu gözleri karardı ve artık bir şey görmüyordu. Sadece kurşun sesleri top seslerini işitiyordu. Yanındakiler konuşuyordu "bunu da yaralılarla birlikte, geri hastaneye İd'e gönderelim" bu sözden sonra da zaten bir seste işitmedi.
Gözlerini bir ara açtığında bir öküz arabasında yanında üç kişiyle birlikte gittiğini anladı. Yaraları sarılmıştı ancak çok üşüyordu. Hiç bu kadar üşümemişti ve böyle çaresiz kalmamıştı. Sadece elindeki tek hatıra yüzüğü hissetmek istiyordu.
  • 19:59

    Erzurum Narman Muhtarlar Haftası Etkinliği

  • 01:16

    Narman'ın Tarihi Durumu

  • 23:11

    Narmanlı Selim albümü çıktı...

  • 03:48

    Whatsapp Haber Hattı. Gönderin Yayınlayalım.

  • 03:28

    Yazma yolculuğunuza eşlik ediyoruz.

  • 15:23

    Şirin Kent Narman ve Devasa Kyk Yurdu

  • 22:38

    7.geleneksel aşure günü etkinlikleri düzenlendi..

  • 00:35

    Dev rüzgar enerjisi ihalesini kazanan belli oldu

  • 00:32

    Tiryakiler günde ortalama 17 sigara içiyor

  • 00:28

    TSK'da kurmaylık sistemi değişti